20 Aralık 2010 Pazartesi

Bir garip mutluluk çabası..

Acınacak bir halde kelebek sürülerinin peşinde koşarak, abartılı kahkahalarıyla etrafı çınlatarak, durmadan sarhoş olmaya çalışarak, sürekli alışveriş yaparak, aşırı çalışarak ve aslında kendilerinden nefret ederek umutsuzca mutlu olmaya çalışan insanlar... Onları her yerde görebilirsiniz.”

T. S. Eliot’un bu ünlü ve pek haşin sözlerinin bir gerçeğe temas ettiğini biliyoruz...

Öyle değil mi?

Mutlu olmak için çalışıp didiniyor, hani neredeyse “tırnaklarımızla kazıyıp” kazanacağımızı sanıyoruz.

Sonunda bitkin düşüyoruz.

Ve bir türlü tam emin olamıyoruz!

Mutlu muyuz?

Yoksa mutlu olmak için çabalayıp duruyor muyuz?

İkisi birbirinden farklı şeyler mi?

Galiba...

Üstelik bu çalışıp çabalama eylemine dışarıdan bakınca pek tatsız bir görüntüyle karşılaşıyoruz.

Garip şey!

Haydi itiraf edelim; kendi mutluluk arayışımız bize sempatik, başkalarının mutluluk arayışı ise antipatik geliyor.

Neden?

Fark ettiğiniz gibi bir süredir cumartesi yazılarımı modern insanın mutluluk arayışına ve mutluluk kavramına ayırıyorum.

Bir çırpıda cevaplar bulalım diye değil.

Birlikte düşünelim diye...

Sırf felsefe açısından baksak, hele antik çağ filozoflarının koyduğu temeller açısından yaklaşsak işimiz ne kolay ve basitti.

Aristoteles için çok açıktır mesela...

İnsanın mutlu olmasının tek yolu “erdem, iyilik ve ölçülülük” ten geçer.

Utanmaz veya utangaç değilsen; müsrif veya cimri değilsen; saldırganca cesur veya pısırıkça korkak değilsen zaten mutlusundur Aristoteles’e göre.

Seneca ve Epiktetus gibi Stoacılar ise büyük evren karşısında insanın çaresizliğine dikkat çekiyor; fazla zorlamamamızı; en iyisinin ayartıcı hazlar ve arzulardan uzak kalmamız olduğunu savunuyorlardı.

Aslına bakarsanız yüzyıllar boyu mutluluk meselesi ya dinsel ya da felsefi çerçevede ele alındı.

Mutlu insan olmak pek bilinen bir şey değildi; iyi ya da kötü insan olup olmadığınıza bakılıyordu.

“Aydınlanma” çağı sonrası işler değişti!

Kişisel hazlar ve arzular açısından hoşnutluk ve mutluluk arayışı her şeyi değiştirdi. (Bu tarihsel akışın Doğu’da çok farklı olduğunu başka bir yazıda ele almak gerekir. Çünkü sonuçta global dünya her yeri “Batı” kılmıştır!)


Şimdi bakın bakalım çevrenize!

Mutluluğa önem vermeyen biri var mı?

Oysa insan alttan alta kuşkulanmıyor da değil hani!

Yoksa bu mutluluk dedikleri şey modern Batı’nın bize yutturduğu zoka mı?

Bir arkadaşım ara sıra şöyle yakınır: “Uyum istiyoruz, huzur istiyoruz ama bize mutluluk, hatta sihirli mutluluk reçeteleri veriyorlar. Bu kez de o reçetelerin faydasını görmek için çabalıyor ve mutsuz oluyoruz.”

Haksız mı arkadaşım?

Atlet koşar koşar koşar ve rakiplerinden daha hızlıysa ipi gögüsler!

Bu tamam!

Fakat “insan çabalar çabalar çabalar ve rakiplerini alt ederse mutlu olur” diyebilir miyiz?

Diyemeyiz!

O halde neden günümüz kültürü rekabet içinde ve ter dökerek elde edilen bir “mutluluk”tan söz edip duruyor!

Mutluluğun da başarılan bir durum olarak gösterilmesi fena halde tartışılır bir şey değil mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder