21 Aralık 2010 Salı

yağmur üzerine..

yeni bir hal gözlemliyorum kendimde...
Eskiden İzmir'e yağmur yağdığında sadece kilitlenen trafiğe, sokaklardaki çamura pisliğe kızmakla kalmazdım.
Biliyordum ki, ruhum da ıslanıp çekiyordu!
Şimdi yağmuru sevmeye; yokluğunda özlemeye başladığımı hissediyorum.
Neden?
Yavaşça ama kararlı biçimde yağanına neden " rahmet " dendiğini daha derinden kavramaya başladığımdan belki!
Hem yağmurda sevgililerin kavuşmasına benzer bir yan buluyorum.
En çok da seyretmeyi seviyorum.
Tıkalı trafikte sileceklerin arkasından veya bir bakkalın tentesinin altına sığınmışken...
Bir kafenin yere kadar inen kalın camlarının ardında oturup kahvemi yudumlarken...
Bir de... evde söğüt ağacına bakan pencereden yağmuru seyretmek çok hoşuma gidiyor.
Hatırlıyorum da Tom Robbins bir romanında yağmuru şöyle anlatıyordu: "Daha sevgi doluymuş gibi görünen güneş, yağmurun koruyuculuğuyla yarışamaz. Yağmur kötülerin görüşünü karartır, ejderhanın ateşini söndürür.
"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder